Image Hosted by ImageShack.us



More Cool Stuff At POQbum.com

dilucu - MUTLU DÜŞLER SATICISI ali gençli - Blogcu



2/6/2009 · Kategori: dilucu


UmUdU   bÜyÜtMeK

 

 

İnsan

yaşamının dörtte  üçünü yapamayacağı şeyi istemekle geçirir…

ÇİERO

 

AŞAĞIDA OLAN KİMSE DÜŞMEKTEN

KORKMAZ … 

Aristo

 

Sevgi ve bilgi her türlü engeli kaldırır…

(…)

SİZ KENDİNİZE İNANIN BAŞKALARI DA SİZE İNANACAKTIR   

goethe



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/9/2008 · Kategori: dilucu


İÇİMDEKİ    ÇOCUK

Sen ey içimdeki yaramaz çocuk.
Annemin sesini duyuyor musun?
Yine kar yağıyor, hava çok soğuk,
Yoksa mışıl mışıl uyuyor musun?

Hala yüreğimde sancı çekerler,
Yarım kalan masalları ninemin.
Ne tatlıydı o naneli şekerler,
Ah bir bulsam ceplerini dedemin.

Dizüstü sedirde zaman erirdi,
Hafızama işlenirken sûreler.
Herkes düşlerini bana verirdi,
Hani nerde fethettiğim yürekler?

Azık götürürdüm bağa, bostana.
Ne hoş utanırdı kızlar, gelinler.
Bereket bir yana, şükür bir yana,
Harmanlarda savrulurdu ekinler.

Gözlerimde binbir çiçek açardı,
Artık ağlayamaz, gülemez olduk.
Böyle çabuk büyüyecek ne vardı?
O günleri özlüyorum be çocuk!

SERVET  YÜKSEL

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/8/2008 · Kategori: dilucu








{ M. Mazhar Alphan}

Ayçam

İçimde kabuk değiştiriyorsun ayçam, bu senin

Mevsimsiz yürüyüşün olmalı

Gözlerin, yarasaların kör kahkahaları gibi

Üç boyutlu ilahileri, en az iblisler kadar

Kar serpiştiriyor korkularına

Ellerin kendine kayıp, üşüyor göğün altında

Aşk köprüsü sensin, dengede durmaya çalıştığım

Üst üste koyup sevdamı tırmanıyorum

Kalbindeki çöpü çıkarmak için

Duygularınla sezgilerin arasında

Duygu ve sezgi karışımında sırdaşımsın

Öbür yüzümsün aynada, içimde güvercin patlaması

Ne sevimli cümbüş, aşk da böyle bir şey

İçten içe fısıldamalı tinsel ilahileri

Rahatı kaçan kalp ataşlarımda sokak sokak

Elinden tutuyorsun poyrazı, yaşam kabuk değiştiriyor

Görmesen de, mutlaka birileri görüyor

Ayın sırtından çıkan hırkayı

Ve alıp ışıltılarını giyiniyorsun

Gökyüzüğünü takıyorsun parmağına

 

            

Güzel Gemi

{Charles Baudelaire}

Ey güzeller güzeli, sana demem o ki,

Binbir ışıkla renk bezemiş gençliğini;

         Çizmek isterim resmini tez,

Kucak kucağadır orada ilkyaz ve güz.

Andırır havada savrulan eteklerin,

O ince, upuzun, güzel gemilerin

         Vuruşunu açığa, uzak;

Ardından bir uyumun, bezgince, yumuşak.

Üstünde boynunun, omuzlarının, dimdik,

Yükselir başın bir alımla görülmedik;

         Taçla süslü bir bakış soğuk,

Yürür gidersin yolunda sen, göksel çocuk.

Ey güzeller güzeli, sana demem o ki,

Binbir ışıkla renk bezemiş gençliğini;

         Çizmek isterim resmini tez,

Kucak kucağadır orada ilkyaz ve güz.

Göğsün ki başlar ve yuvarlaklaşır gittikçe,

Göğsün ki görülmedik en eşsiz çekmece,

         Aydınlık ve yuvarlak bir düş,

İki kalkan onlar, şimşekler vurmuş;

O çıldırtan göğsün süslü pembe güllerle,

Saklandığı gizlerin, dolu nelerle,

         Eskimiş şaraplar ve ıtır,

Orada duymak ve düşünmek sayıklamaktır.

Andırır havada savrulan eteklerin,

O ince, upuzun, güzel gemilerin

         Vuruşunu açığa uzak

Ardından bir uyumun, bezgince, yumuşak.

O soylu bacakların senin avlamakta,

Çılgınca istekleri, etekler ardında,

         Aranan özsuyudur aşkın,

Süzülmüş tortulardan karanlıkların.

Kolların, yeni yetme erkekleri saran,

Başka mı ki uzun ve parlak yılanlardan,

         Sarar âşığını sımsıkı,

Hep sende duracak o iz, çıkartma tıpkı.

Üstünde boynunun, omuzlarının, dimdik,

Yükselir başın bir alımla görülmedik,

         Taçla süslü bir bakış soğuk,

Yürür gidersin yolunda sen, göksel çocuk.

Çeviri : Sabahattin Kudret AKSAL

              


Yeniden Doğuş

{Furuğ Ferruhzad}

Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir

seni, kendinde tekrarlayarak

çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

Ben bu ayette seni ah çektim, ah

ben bu ayette seni

ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

Yaşam belki

uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,

yaşam belki

bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,

yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,

yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,

ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,

şapkasını kaldırarak,

başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle "günaydın" diyen.

Yaşam belki de o tıkalı andır,

benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı

ve bir duyumsama var bunda

benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,

aşk boyutlarındaki yüreğim,

kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,

saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu

ve senin bahçemize diktiğin fidanı

ve bir pencere boyutlarında öten

kanarya ötüşlerini.

Ah..

Budur benim payıma düşen,

budur benim payıma düşen,

benim payıma düşen,

bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,

benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir

ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,

benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

Ve "ellerini

seviyorum" diyen

sesin hüznünde ölmektir.

Ellerimi bahçeye dikiyorum,

yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum

ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda

yumurtlayacaklar.

Küpeler takacağım kulaklarıma

ikiz iki kirazdan

ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.

Bir sokak var orada,

aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla

küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar

bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

Bir sokak var benim yüreğimin

çocukluk mahallesinden çaldığı,

zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu

ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini

bilinçli bir simgenin oylumu

aynanın konukluğundan dönen.

Ve böylecedir,

birisi ölür

ve birisi yaşar.

Hiçbir avcı,

çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum

okyanusta yaşayan

ve yüreğini tahta bir kavalda

usul usul çalan

küçük hüzünlü bir peri

geceleri bir öpücükle ölen

ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...

 

Durmadan kurulup dağılan bu yerde
Hiç bir dost arama.
Güvenilir bir sığınak, hiç! …

Bırak acı yüreğinde konaklasın
Olmaza çare arama...
Kimse sana gülmeden sen acıya gülümse,
Yaşamana bak!    ÖMER HAYYAM

 



Yağmur Yağmur

{ Gülten Akin}

 

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?

Bunca siste bunca ıslak serçe

Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?

Son yaz derlenmiş, son ateş sönmüş

Düz yollara inen son kaçkın, son eşkiya

Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?

Oyun biter, o kesin güz çizgileri

Sergi, bir de ölümle örselenmiş

Aklı bir köşesinden tutup kaldırmıştır.



Türkü

Çağlar ötesinden gelir koşturur

Nerde söylenirse ordadır türkü

Davul olur halayları coşturur

Sazda kemençede tardadır türkü

Gün olur Mecnun'la dolaşır çölde

Gün olur Yunus'la konaklar dilde

Gün olur Şirin'le açar bir gülde

Gün olur Kerem'le kordadır türkü

Ah dedikçe yanık bağrı sızlayan

Gözyaşını yüreğinde gizleyen

Gün sayarak asken yolu gözleyin

Bir g&ou

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/8/2008 · Kategori: dilucu









Sevgi Köprüsü

Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş  vardı.  Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi.   İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.  İki  kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar. Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.  

Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir
usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir
istedi :

-     "Yapılacak ufak tefek bir işiniz  varsa, size yardımcı olmak isterim",  dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç  
gün
çalışırım, işi bitiririm." Büyük kardeşin aklına o an bir  "iş" geldi.

-     "Evet, sana göre bir işim  var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti. "Şu derenin  karşısındaki çiftlik, komşumundur.
Daha doğrusu, benim küçük kardeşime  aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak  vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yer
ine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var." İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu :

-       -          "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı :

-       -          "Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir",  dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük
bir şey yapacağım." Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi. "Senden, bu kütükleri kullanarak, iki  çiftlik arasında üç metre yükseklikte  bir
çit yapmanı istiyorum" , dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın". İş arayan usta, başını salladı:

-      -          "Sanırım durumu anladım, efendim",  dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım.

Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri  gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti.  Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu. Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir  yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı. Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.

Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :

-       -          "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin", dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel..."

Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.

-       -          "Gitme, dur, bekle" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde..." Usta gülümsedi :

-       -          "Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek", dedi ve  ekledi : "Yapmam gereken daha çok köprü var..."  

  

  "Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasın, Köprüleri kurduktan sonra da, yıkılmaması için sık sık bakımını yapın, yani sevdiklerinize zaman ayırın, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin."

 









                                     

                        


                                                                  




                                          

Gül Nazarı
{ Betül DÜNDER}

ağlar kendine doğru koşan atlar

bir gülü öpmüş gibi yanağından

dudağında kırmızı yokuş

yaşlı zamana uzayan…

annemin ardına saklanan sabahlar

o ki yeryüzüne bırakılmış bumerang

bacaklarıyla kara bir atı bekler

-kime söylediysem bunu

bir bulut gibi indirdi sırtındaki göğü-

sevilmeye yatan bir ormanın aralığından

göğe eriyen ırmak

taşmak için

kadından doğma bir atı bekler

-kime söylediysem bunu

bir karabasan gibi gördü düşünü-

unutmuş olamaz!

 

kederli ve taşralı ruhların taşıdığı

kırılan o gölgeler bile yeter

kalbiyle suya gelin gidenleri ürkütmek için

tezgâhta ne var?..biraz söz biraz daha

-kime söylediysem bunu

bir kedi gibi yaladı ayaklarının sesini-

unutmuş olamam!

derindir

bir gülün bir güle seslenişi
 
                                
***********************************************
Erkek hissettiği, kadın göründüğü yaştadır.
-Moltimer Collins-
***********************************************

GÜNDEM

{Refik Durbas  }

Bu gece uyumasak da olur, hadi sevinci tazele

sevdayı tazele emzirsin yıllardır pas tutmuş yalnızlığımı

sevsen de sevmesen de son elvedasıdır bu ömrümüzün

ko dursun öylece elin elimin, dilin dilimin içinde

bu gece uyumasak da olur, şimdi sevişelim sevgilim

aşkımız ve çılgınlık ve sevişmek çünkü hala gündemde..


                        

Aydınlık Neyin Oluyor Senin

{Attila İlhan }

aydınlık neyin oluyor senin

gökyüzü akraban filan mı

beni bulur bulmaz gözlerin

şimşek çakıyorum yalan mı

yüzünde yalazını gezdirdiğin

saçlarından tutuşmuş orman mı

akla ziyan bir şey elektriğin

 

ay ışığı mavisi dudaklarından mı

o ışık zenginliği mi giyindiğin

uzay tozları mı yıldızlardan mı

elime dokunduğu an elin

güneşler açıyorum sahi ondan mı

aydınlık neyin oluyor senin

 

Rüzgara Direnen Ağaç
{ T.Ayhan Çıkın }

 

yalnızlığın en kuytu koyağında

sığıntı gibi duruyor

objektifinde bir dostun

Rüzgara Direnen Ağaç' resmi

 

 

damarlarına vurdukça denizin hırçın dalgası

bir deniz feneri yalnızlığında

ücra bir dağın eteklerine

tohumlar uçurur kanatlarında rüzgarın

yeni mekanlar bulur genlerine

deli poyrazlara direnir

yeniden çiçeklenir

ölümle yaşam arasında sorulur

vurgundur her güzelliğe

yeni sevdalarda durulur

 

Milas, 23 Kasım 2007


BAYDAR}


CILIZ
{SAMİ

 

Bir sabah, peteğimde

tamamlanmış balımı

gösteriyorum sana bir ahtapotun gözünü

beyazlığını her şeyin.

 

Öfkem, arzum, hırçınlığımla

kayıyorum kumaşlar arasında

elin bana dokunmuyor

vücudun beni sarmıyor artık.

 

Dönmek, insan vücudu

gökte devinmek

boşlukta katılaşmak

kuşların kemikleri cılız.

 

Bir sabah peteğimde

tamamlanmış balı görmek

bir ahtapotun gözünü

beyazlığını her şeyin.

 

(YEŞİL ALEV / 1991)

 

Ay Düellosu
{Mustafa Köz}

 

Geçip gidiyor ay ışığı, çalıların ruhları üzerinden;

gökyüzünün sonsuz avareliği tıkırdatıyor

derisiz, kasnaksız davulları

dal budak sarıyor unutuşun tozu gösterişsiz aşkınla,

yenik düşüyor başka aldanış, başka anı, başka yazgı

Ece'sin sen, biliyor herkes seni bu adınla

aynı yel ile doluyor aynı yelken.

 

Geçerek geliyorsun bana, ırmakların suyunu

sevgilim gibi yaklaşıyorsun benden başka herkese,

gerinirken görüyorum seni, diri gövden

çarpıp dağılıyorken isteğin küçük, bronz zırhına.

Sensin evet dönen, pırıltıyla ve kederle

saf elmaslarla eşeleniyor ülkümün külleri,

bekliyorum seni böğürtlenler kentinde

tutkuyla titreşiyor bedenim bir iki.

 

Ey güneyin toprağı, ayrılışın yegâne sevgilisi

hangi sona ya da başlangıca erişebiliriz seninle

çimenlerin dingin, kaygısız, güvenlikli kapısı

gönül çelen ısırganotu, unutmak istemeliyim seni

senin upuzun su olan yüzünü, kirpiklerini, ağzının

çilek ve yerelması toplayan kıyıcığını.

 

İşte uğulduyor fırtınanın saydam, dövüşken kokusu

taşların, kelebeklerin uyumsuz köklerinde;

ergin başakları biçimliyor göğsünün kabaran toprağı,

ah bu olmalı kışkırtan beni, sana karşı

tenin ve uyluğun, ovuldukça ışıyan bakırlar gibi.

 

Gümüş gece mızrakları deşiyor

unutulmaya yüz tutmuş her şeyi,

çılgın kalabalık dalgalandırıyor göndersiz sancakları

eriyen dolunaylara dönüşüyor adının ünsüz harfleri.

 

(SALIDAN ÖNCEKİ PAZARTESİ / 1995)

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

16/8/2008 · Kategori: dilucu

Çağrı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi çocukları

Güllübahçe

Belediye Başkanı Yılmaz Salbaş’ın konuklarıydı.

er hafta bir gezi ve sosyal aktivitasyon programlayan Özel Didim Çağrı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ayın son gezisini Güllübahçe’ye yaptı. Güllübahçe Belediye Başkanı Yılmaz Salbaş’ın öğrencileri geçtiğimiz hafta açılan Meandros Evinde karşıladığı çocuklar burada bir de piknik yaptılar. Karşılamada çocuklara tek tek ‘Hoşgeldiniz’ diyen başkan ziyaretten memnun olduğunu belirtti.

Etkinlik kapsamında Priene’yi gezen çocuklar öğretmenleriyle birlikte dağın yamacında saklı duran yeryüzünü planlı yapılmış en eski kentini gezerlerken meraklı gözlerle günlük yaşamdan çok farklı görüntüleri, kalıntıları öğretmenlerinin açıklamalarını dinleyerek anlamaya çalıştılar. Kurum müdürü Ali Gençli’nin gezi sorumluluğunu yaptığı etkinlikleri öğretmenler, Bekir Bora, Sevilay Yener, Billur Bozkurt gezi süresince çocukların mutlu olması için gerekli özeni gösterdiler. Gelecek ay içinde çeşitli aktivitelerle engelli öğrencilerin sosyal yaşama uyum süreçleri içinde gerekli çalışmaları ifade eden Kurum Müdürü Gençli, kurucular, yönetim ve tüm personelimizle‘Gözbebeğimiz öğrencilerimiz için ne gerekiyorsa en mükemmelini yapmak için kuruluşumuzdaki ilk gün heyecanımızla çalışıyoruz.’ Dedi.















Ne yapardınız?

Kararı siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok.
 Yine de okuyun. Sorum
şu:

Aynı kararı siz verir miydiniz?
**********************************************
Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde,

çocuklardan birisinin babası;

 katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:

'Dışarıdaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa her şeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gereken şeyler nerede?'


 Bu soru kar
şısında dinleyiciler sessiz kaldılar.
 Baba devam etti.

'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde,

gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'
 Ve sonra a
şağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:
 Shay ve babası bir gün parkta Shay’in tanıdı
ğı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
Shay sordu,

'Acaba oynamama izin verirler mi?'
 Shay'in babası ço
ğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu. Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve

(fazla bir şey beklemeyerek)

Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra

'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.
Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde ya
ş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı.
Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.
 Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar?

Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.
 Ama Shay sahaya çıktı
ğında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.
 Oyun
şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve

Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
 Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının ba
şının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
 Tribünlerdeki herkes ve iki takımda ba
ğırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.
 Herkes ba
ğırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ...  takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.
Herkes ba
ğırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'
 Kar
şı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi,

'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'
Shay üçüncüye gelirken di
ğer takımdaki

Çocuklar ve seyirciler ayağa
 kalkmı
şlardı ve bağırıyorlardı,

'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay
 hepsini ko
ştu ve oyunu takımı için kazanan

bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.
 'O gün', dedi babası, gözlerinden ya
şlar aşağıya doğru süzülerek, 'iki takımdaki çocuklar da dünyaya

bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.
Shay bir sonraki yaza yeti
şemedi.

O kış ldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı. Gününüz bir Shay gün

















Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::